23 - 25 Nisan 2004 ORHANİYE - KNİDOS - MARMARİS
Baharın ilk aylarında yine denizlerdeyiz...
Bu kez Orhaniyeden teslim aldık teknemizi. Arinna Yelken Ekibi'nin ruhuna uygun olarak Knidos'a yelken açtık önce. Sonra Datça, arkasından her zamanki gibi Bozukkale ve nihayet Marmaris.

Mürettebat

Rota

Tekne

"Bona Dea" Gib Sea 444
  • Boy : 13,90 m.
  • En : 4,05 m.
  • Derinlik : 2,25 m.
  • Ağırlık : 9,80 t.
  • Genoa Yelken : Sarma Genoa
  • Anayelken : Sarma Anayelken
  • Yelken Alanı : 87 m²
  • Kamara : 4
  • Yatak : 8 Max
  • Motor : 48 HP Yanmar
  • Mazot : 180 lt.
  • Su : 550 lt.
  • Irgat : Elektrikli
  • Rented from: Commodore Yatçılık

Seyir Notları

23 Nisan 2004 Ulusal Egemenlik Bayramı’nın bu yıl Cuma gününe gelmesini fırsat bilerek yeni bir seyir yapmanın hazırlıklarına erkenden başladık. Her zamanki gibi yine Commodore Yatçılık ile temasa geçerek tekne talebimizi ilettik. Yaptığımız görüşmeler sonunda Bona Dea isimli Gib Sea 444 tekneyi kiralamaya karar verdik.

Commodore Yatçılığın büyük katkısı ile bu kez bizim için önemli bir değişiklik olacaktı seyrimizde. Tekneyi Orhaniye’den teslim alacak, bu sayede yoldan ve zaman sağlayacağımız kazançla üş günlük kısa bir seyirde Knidos’a gidebilecektik. Arinna ekibi üyelerinin iki temel ortak özellişi var: denizcilik ve arkeoloji. Bu sebeple bizim için yelkenlerimi açıp rotamızı Knidos’a çevirmek, Büyük Liman’da demir atmak ayrı bir anlam taşıyordu.

22 Nisan akşamı Ankara’da AŞTİ’de otobüse binerek, her zamanki gibi uzun ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra Marmaris’e ulaştık. Marmaris’te süratle alışverişimizi tamamlayarak, Commodore Yatçılığın bizim için kiraladığı minibüse binerek Martı Marina’ya doğru yola çıktık. Martı Marina’ya ulaştığımızda bir gün önce Marmaris’ten yola çıkmış olan teknenin temizlenmiş ve hazır bir şekilde bizi beklediğini gördük. Seyir planımız gereği almamız gereken yol uzun olduğu için fazla zaman harcamadan yola çıkmak istiyorduk. Marmaris’ten satın alamadığımız buz ve içme suyu ihtiyacımızı marinada karşıladık. Marinadan ayrılmadan önce Ankara’dan arkadaşımız Turgut İlhan’ın bir süredir Martı Marina’da duran teknesi Kayros’u görmeyi ihmal etmedik.

Nihayet öğleye doğru Martı Marina’dan yola çıktık. Almamız gereken yol genellikle Marmaris civarındaki seyirlerde yapmaya alışık olmadığımız kadar uzundu. Ancak hem Bona Dea’nın performansı, hem de oldukça kolayına bir rüzgarla, hızla yol aldık. Saat 15:00 civarında Yunan bayrağını sancak gurcataya çekip, yelkenler mayna halde motorla Yunanistan’a ait Simi adasının Ada Boğazı olarak adlandırılan Büyük Simi adası ile kuzeyindeki Nimos adası arasındaki boğazdan geçtik.
Daha önce yapamadığımız için bize ilginç gelen bir tecrübeydi bu. Bir başka ülkenin içinden geçiyorduk resmen. Boğazın güneyinde kalan küçük kasabanın yamaçtan yukarı doğru yükselen sevimli evlerini kolaylıkla seçebiliyor ve hepsinin birbirine benzediğine şaşırıyorduk.

Simi’den sonra yine kolayına bir seyir yaparak, saat 18:30 gibi Palamut Bükü’ne ulaştığımızda güneş koyun arkasındaki tepelerden yeni batıyordu. Sadun Boro’nun Vira Demir’inde yazdığı gibi dikkatle limana girdik. Limanı kuzey denizlerinden koruyan tali mendireğe kıçtan kara olduk. Bir gün önce akşama kadar işlerimizde çalışmış, gece 11 saat otobüs yolculuğu yapmış, sabah alışveriş, tekneye yerleşme telaşını yaşamış, akşama dek esaslı bir yelken seyri yapmıştık. Ancak bütün bunlar bizi yoramazdı. Sabah Marmaris’ten aldığımız sokgan balıklarını kızarttık, rakımızı da açtık.

Biz yemegimizi yerken Palamut Bükü’nde barınağın arkasındaki alanda bir düğün başlamıştı. Elektronik org ile yöre türkülerine katliam uygulanıyordu. İlerleyen saatlerde, yakından görelim diyerek, biz de düğün alanına ilerledik. Muğla yöresinin geleneksel oyun havaların çalıyor, yerli halk sanki senelerdir birlikte sahneye çıkan halkoyunu ekipleri gibi uyum içinde sıra halinde oynuyordu. Bizim için oldukça değişik bir deneyimdi, halk oyunlarının bir köyde ne kadar önemli olduğunu, o köyün parçası olmanın biraz da o halk oyunlarını bilmek olduğunu anladık. Müziğin icrasındaki kalitesizlik oyunların içtenliği ile aklımızdan çıktı gitti. Bir süre sonra biz de katıldık halaya. Düğünün sonunda gelin hanımı kutladık, damada da sarılıp öperek saadet dileyerek teknemize döndük. Sabah erken, çok erken kalkıp Knidos’a gidecektik.

Ertesi sabah planladığımız gibi erkenden palamar çözerek pek çoğumuzun yıllardır görme hayalini kurduğu Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olan Knidos’a rota tuttuk. Yine kolayına bir rüzgar bizi umduğumuzdan çok daha kısa bir sürede Knidos’ ulaştırdı. Sadun Boro’nun “Dip erişteliktir, zor demir tutar” ifadesi aklımızda, esaslı bir demir atarak Büyük Liman olarak bilinen doğu taraftaki limanın güneyindeki dik kayalığın hemen açığına demir attık.

Daha sonraki gelişlerimizde göreceğimiz kalabalığa inat limanda ancak bir iki tekne daha vardı. Sanki Knidos limanı bizi bekliyordu. İlkbaha sıcağı iyice ısıtmaya başlamıştı. Arinna ekibi olarak yeni tişörtlerimizi giyerek botla iki seferde kıyıya çıktık. Nihayet arkeoloji ile denizciliğin sihirli bir formülle karışımında oluşan Knidos’a ayak bastık.

Bahar sebebi ile her yanda binlerce böcek vardı. Böceklerin arasından yolumuzu zor bularak antik Knidos kentini dolaştık, kentin belli başlı yapılarını inceleyerek geniş bir tur attık. Arkeoloji bilgilerimizi tazeledik, Knidos özelinde Karya tarihinden söz ettik. Bugünkü Datça’nın hemen yanıbaşındaki Burgaz mevkiinde bulunan eski Knidos’un, sırf deniz ticaretini arttırmak amacı ile terkedilerek, yine deniz ticaretinden kazanılan paralarla bu muhteşem Knidos kentinin yeniden nasıl kurulduğunu anlattık, denizciliğin insanlık tarihinden ne derece önemli olduğunu bir kez daha gördük.

Knidos turumuzun son aşamasında harika bir Büyük Liman manzarası olan antik tiyatroya geldik. Oradan tekrar botumuza binerek teknemize döndük.

Hafif bir yemekten sonra vira demir ederek, Datça’yı hedefleyerek yelken bastık. Çok rahat bir seyirle İnce Burun’u döndük ve saat 15:00 olmadan Datça limanına girdik. Bu bölgedeki tüm koy ve limanlar için geçerli olan bir durum var, yaz ortasında geldiğinizde buralarda bağlanmak, barınmak bir sabır ve maharet işidir. Hele yazın “guletçi” cemaati ortalığı bastı mıydı, ne rahat kalır, ne huzur! Nisan sonu itibarı ile henüz guletçi güruhu Datça’ya hücum etmemişti. Çok rahatça oldukça merkezi bir yer bulduk kendimize.

Bu arada ufacık bir kaza yaşadık. Demir atıp rıhtıma kıçtan kara olurken, sahilde bize yardim eden kişinin “gelin gelin, dip derindir” sözüne inanma gafleti gösterdil, rıhtımın hemen dibindeki bir kayaya dümen palasını çok hafif sürttük. Sonradan baktığımızda hasarın çok ufak olduğunu, palanın arka yakasında boyanın tırnak kadar bir kısmının sıyrıldığını gördük. Ancak kiralık tekne emanet mal olduğu için üzüldük tabii biraz. Tek tesellimiz Commodore Yatçılık’taki dostların bize bu konuda kolaylık göstereceklerine olan inancımız oldu.

Vakit de erken olduğu için bahar güneşi altında biralarımızı içerek uzun uzun sohbet ettik, sakin bir günde Datça’nın tadını çıkardık. Akşam menümüzde yine balık vardı, üstelik bu defa levrekler fırındaydı, yanında da salata ve şarabımız vardı. Yemeğin ardından fazla zaman geçirmeden erkenden yattık.

Sabah yine çok erken bir saatte Datça limanından ayrıldık. Bona Dea’yı söz verdiğimiz gibi saat 17:00’de teslim etmek için olabildiğince erken yola çıkıp Marmaris’e mümkün olduğunca erken varmalıydık. Daha hava aydınlanmadan palamar çözerek her zaman büyük keyif aldığımız gece seyrini de bir parça yaşama fırsatı bulmuş olduk. Saat 04:30’da çoktan yola koyulmuş, 100° rota ile Simi’nin doğusundan iniyorduk.

Her geçişimizde olduğu gibi Karaburnu (ya da bizim tercih ettiğimiz adı ile Ekmek Burnunu) geçerken, bir zamanlar burada mahsur kalıp aşkları uğruna açlığı göze alan balıkçı ve sevgilisinin hikayesini bir kez daha anarak ve denizin bize şans getirmesini dileyerek denize ekmek attık.

Attığımız ekmekler boşa gitmemiş olacak, yine umduğumuzdan çok daha iyi yol aldık. Saat 13:30’da Kadırga burnunu dönmüş ve bir süre dinlenmek, öğle yemeği yemek ve tekneyi teslim edeceğimiz saate kadar biraz daha denizin ve doğanın tadını çıkarmak için Kadırga koyuna demir atmıştık bile. Burada yaklaşık bir-iki saat keyif yaptık. Haketmiştik doğrusu, kaş gündür, az zamanda çok yer görmek çabasıyla, oldukça yorucu bir seyir yapmıştık. Üstelik herşey yola çıkmadan önce Ankara’da yaptığımız planlara uygun gidiyordu. Üç günde yelken açlığımızı bir parça daha gidermiş, bir sonraki seyre kadar karanlık ofislerimizde bilgisayar başında çalışmaya yetecek gücü ruhumuzda toplamıştık.

Kadırga’dan çıktıktan sonra bir süre daha yelkenle seyrettik. Daha sonra yelkenlerimizi son kez mayna edip, Marmaris Boğazından geçtik. Bona Dea’yı teslim edeceğimiz Yalancı Boğaz’daki Yachtmarine Marina’ya gitmek üzere Yıldız Adası ile Bedir Adası arasındaki dar boğaza girdik.

Çok kısa bir süre sonra marinaya vardık. Her zamanki gibi önce dolu olarak teslim aldığımız mazot deposunu yine dolu olarak geri vermek üzere yakıt iskelesine yanaştık. Daha sonra pontona yanaştık. Commodore Yatçılık’tan dostlarımız bizi bekliyorlardı. Formal olarak teknenin teslim işlemlerini gerşekleştirdik. Sonra hep beraber oturup birer bira içtik ve kısa ama yoğun seyirimizin kritiğini yaptık. Harika bir seyrin sonunda inanılmaz bir mutluluk ve keyif sarmıştı bizi. Otobüs saatine kadar vaktimiz çoktu. Rahat rahat duşumuzu aldık, eşyalarımızı topladık. Yalancıboğaz’dan Marmaris merkeze giden bir dolmuşa bindik.

Üç günün yorgunluğu ile daha Muğla’ya varmadan hepimiz uyuyakalmıştık. Tozlu dumanlı bir sabahta indik Ankara’ya. O muhteşem güzellikteki sahiller, plajlar orada durakoysun, tam saat 9:00’da biz Ankara’da işlerimizin başına oturmuştuk bile. Çektiğimiz resimlere bakarak yaşadıklarımızın bir rüya olmadığına inanmaya çalışıyorduk. Tekrar yelken açacağımız günlerin yakın olması beklentisi bize güç veren tek şeydi....

 

 

AnaSayfa\\Seyirler\Knidos'04 Geriyukarıanasayfayardim
©2002 Arinna Yelken Ekibi