21 - 23 Nisan 2003 MARMARİS - BOZUKKALE - MARMARİS

Marmaris'ten Bozukkaleye macera ve yelken dolu 4 gün

Mürettebat

  • Tayfun HIZ(Skipper)
  • Semih Demirer
  • Oğuz Benderli
  • Serhan Demirci
  • Turgut İlhan
  • Anil Çivi

Rota

Tekne

"Yüksel XXIV" Beneteau Oceanis 351
  • Boy : 10,30 m.
  • En : 3,43 m.
  • Derinlik : 1,56 m.
  • Kamara : 3
  • Yatak : 6 Max
  • Motor : 27 HP
  • Mazot : 100 lt.
  • Su : 400 lt.
  • Irgat : Elektrikli
  • Rented from: Yüksel Yatçılık

Seyir Notları

20.Nisan.2002 Cumartesi 09:30      

19 Nisan 2002 Cuma Ankara’dan bindiğimiz şehirlerarası otobüs, Ege’mizin tüm şirin kasabalarına teker teker uğradıktan sonra, nihayet saat 09:30’da bizi Marmaris Otogar’ına bıraktı. Otogardan taksi ile marinaya giderek Yüksel Yatçılıktan kiralamış olduğumuz Yüksel XXIV isimli Beneteau Oceanis 351 model tekneye yerleştik. İlk iş olarak Yüksel’in ofisine giderek resmi evrağımızı almak oldu.

19 Nisan 2002 Cuma Ankara’dan bindiğimiz şehirlerarası otobüs, Ege’mizin tüm şirin kasabalarına teker teker uğradıktan sonra, nihayet saat 09:30’da bizi Marmaris Otogar’ına bıraktı. Otogardan taksi ile marinaya giderek Yüksel Yatçılıktan kiralamış olduğumuz Yüksel XXIV isimli Beneteau Oceanis 351 model tekneye yerleştik. İlk iş olarak Yüksel’in ofisine giderek resmi evrağımızı almak oldu.

Ardından aceleyle alışverişe çıktık. Ankara’dan dört çanta ile getirdiğimiz erzağa ek olarak iki büyük alışveriş arabası dolusu gıda daha alırken, Gani Müjde’nin yazılarında söylediği “iki günlük seyre giderken okyanus geçmeye yetecek kadar kumanya almak” sözünü daha iyi anlıyorduk. Anlıyorduk anlamasına da yine de almadan da edemiyorduk.

Alışverişten sonra teknede Yüksel Yatçılığın sorumlusu Murat Kaptan’dan tekne ile ilgili brifingi aldık. Henüz kahvaltı bile edememiştik, acele ile birşeyler atıştırdık.

Nihayet artık yola koyulma vakti gelmişti. Saat 14:00 gibi motor marşına bastık ve sakin hareketlerle Netsel Marina’dan Marmaris Körfezi’ne doğru süzüldük. Kısa süre sonra da yol kestik, yelkenlerimizi açtık ve motoru susturduk. Hepimizin aylardır süren hasreti bitmiş, rüyalarımıza giren hayal gerçek olmuştu, işte beyaz yelkenlerin altında güvertede oturuyorduk.

İlk gün için daha Ankara’dayken yaptığımız plân, Marmaris’ten yola çıkıp akşama Bozukkale’ye varmaktı. Çıkış saatimizin bu denli geç olmasına rağmen hedefe ulaşabilirmişiz gibi görünüyordu.

Ancak maalesef seyir esnasında bir tramola sırasında ana yelkenin ıskotasının bumbaya yakın olan makarası bumbaya bağlı olduğu yerden kırıldı. Çaresiz gerisin geri Marmaris’e döndük. Yüksel Yatçılık yetkilileri sorunu çok ısa sürede giderdiler.

Tekrar marinadan çıkarken ikindi olmuştu. Artık Bozukkale’ye gitmemiz mümkün değildi. Rotamızı Kumlubük’e yönelttik.

Koya girdiğimizde hava kararmaya başlamıştı. Önce koyun doğu yakasına bir kez demir attık. Ancak koyun batı yanında duran birkaç tekneye bakarak belki orası daha sakindir düşüncesi ile demiri vira edip koyun diğer yanına yöneldik. O taraftaki rüzgar koşulları daha iyi değildi, gördüğümüz tekneler iskeleye aborda olmuşlardı. Bizim tercihimiz alargada durmaktı. Tekrar ilk demir yerimize gelerek tekrar demir attık. Burada denizde tonozlar da vardı ama sezon henüz başlamdığı için bakımsız olacağı düşüncesi ile bunlara pek rağbet etmedik.

Geceki otobüs yolculuğunun ve yelkende ilk  günün heyecanı ile hafifçe birşeyler yedik, yeni ayın ışığında biraz sohbet ettik ve erkenden yattık. Sabah olabildiğince erken kalkmayı planlıyorduk. 21.Nisan.2002 Pazar kalkış 05:00      

İlk günün hedefi olan Bozukkaleye ikinci gün ulaşmaya karar verdik. Erken kalkıp bol bol yelken yapacaktık. Demir alırken kastanyolaya pek aşina olmadığımız için biraz zaman kaybettik. Erken çıkma hayalimize rağmen koydan çıkarken tanyeri hafif hafif ağarıyordu.

O günü Rodos’la kıyılarımız arasında sayısız tramolalar atarak, çoğunluk karayele karşı orsa seyri ile geçirdik. Rodos’a agaçları seçebilecek kadar yanaştıktan sonra yükselerek Anadolu kıyılarına yanaştık tekrar.

Bozukkale’ye yolumuz az kalınca daha akşama epeyce vakit olduğunu görerek, Serçe Limanı’nda biraz mola vermeyi kararlaştırdık. Böylece sabah erken yola çıkmanın karşılığı olarak gün içinde bir koyda dinlenme şansımızı değerlendirmiş olduk.  Serçe Koyu’nun doğu yanında denizdeki tonozlardan birine bağlandık. Yakıcı güneşin ve mavi suyun davetine daha fazla dayanamarak denize girdik, ardından havuzlukta güzel bir yemek yedik. Teknenin güvertesini temizledikten sonra Bozukkale’ye doğru tekrar yelken açtık.

Rüzgarüstüne yaptığımız seyir umduğumuzdan fazla zamanımızı alınca akşama doğru ancak varabildik  Bozukkale’ye. Ama koya girmeden önceki son dakikalar çok keyifliydi, sıkı orsa gittik, ıslanmazlarımızı giyip tekneyi dengelemek için bordaya oturduk, sıkı rüzgara karşı yelkenleri camadana alarak çok keyifli bir seyir yaparak koya girdik.

Bu büyük koyun hemen girişinde, antik Loryma savunma duvarlarının en yakın bük’e demirlemeye karar verdik. Bizden başka birkaç teknenin bulunduğu koya kıçtankara olmaya karar verdik. Ancak diğer tekneler daha ortaya demirlediği için koyun doğusunda kayalığa en yakın yere tornistan yanaşmamız gerekiyordu. Dümende herhangi bir sıkıntı yoktu ama zincir kastanyolasındaki acemiliğimiz sürdüğü için ister istemez birkaç manevra yaptık, kıyıdakilerin palamar alarak yardım etmesiyle kıçtankara olduk.

Hemen inip Loryma kalıntılarını gezdik. Rodos’a tam karşıdan bakan bu çok geniş ve korunaklı limanın ağzındaki sur duvarları helenistik tarzda yapılmış ve çok iri kayalardan örülmüş. Mükemmel işçiliği etkileyici. Duvarlar boyunca yeryer dikdörtgen planlı kuleler yeralıyor. Surların iki ucunda ise birer yuvarlak planlı kule bulunuyor. Doğu kulesi tamamen yıkılmış, sadece temelleri mevcut. Yine de bu kule tam koyun ağzına tepeden bakıyor ve bir gemi daha Rodos’tan hareket ettiği anda izlenmesini sağlayacak bir görüş veriyor. Yüksek duvarlardan aşağı bakınca dimdik kayalıkları döven dalgalar korkutucu. İşin ilginci, o saatte açıktaki deniz sakinken koyun içinin dalgalı olmasıydı.

Kale gezisinden sonra hemen yanımızda duran kayıktaki balıkçıdan bize elindeki balıklardan pişirmesini istedik. Bu arada biz de salatalarımızı hazırladık.

Tam sofra kurulup balıklar da piştiği anda, Turgut Kaptan’ın neden tekneyi terkedip bizimle kaleye gelmediği ortaya çıktı. Demir atarken kıçtan gelen rüzgar drise edip baştan gelmeye başladı ve tekne demire binince demir taradı ve tekne kıçtan iskeleye yaslanmaya başladı. Telaşla güverteye çıktık, balıkçı ve yan teknelerdekilerin da yardımıyla hemen tahta iskeleye sancak tarafımızdan aborda olduk. Yeteri kadar usturmaça, palamar ve açmazlarla tekneyi bir güzel sabitleyince artık rahattık.

Yemeğimizi keyifle yedik, içtik, sohbet ettik. Ertesi sabah kendimizi zorlamadan daha geç kalkmaya karar verdik.

22.Nisan.2002 Pazartesi kalkış 08:00                                                                     

Her zamanki gibi ilk kalkan yine Turgut Kaptandı. İskelenin sonunda karadaki Ali Baba Restaurant’ın masalarında (10 m2’lik bir tahta kulube aslında) oturuyordu. Oradan koyun ve teknelerin manzarası hoşumuza gitti, kahvaltıyı oradaki masalarda yaptık.

Kahvaltıdan sonra günlük planımızı Ekmek Burnu’nu (Ala Burun) aşarak Yeşilova Körfezine girmek, Bozburun yakınlarına bir koyda gecelemek olarak yaptık. Demir alırken akşamki zorlukları bir daha yaşamamayı arzuluyorduk.

Bozukkale’den çıkınca yine aynı karayelle burun buruna kaldık, Ekmek Burnunu bir dönsek daha dar apazdan gidebilir, rahatça rota tutarız diye umuyorduk. Oralı balıkçıların ve denizcilerin geleneğine uyarak, Ekmek Burnu’nu dönerken, zaten pek az kalmış olan ekmeğimizden birkaç dilim denize attık. Nasılsa Bozburun’dan ekmek alacaktık.

Az daha gidince Hisar Burnu ile Simi adası arasındaki kanaldayken rüzgar kaldı. Önümüzdeki Kızıl burnu aşınca boğazdan çıkacağımızı ve rüzgarı bulacağımızı umarak bir müddet motor bastık. Ancak saat ilerlediği, ufukta rüzgar görünmediği ve son günümüzde üç günde gittiğimiz yolu geri dönmenin zor olacağı düşünceleriyle tekrar güneye yönelmeye karar verdik.

Ekmek Burnu’na tekrar yaklaşınca sabahki rüzgarımızın aynen orada olduğunu gördük. Burnu tekrar geçerken bir daha ekmek atmadık tabii, zaten Bozburun’dan ekmek alma şansımız kalmamıştı. Ama olsun, rüzgar çok çok güzel esiyordu. Kıyılarımızla Rodos arasında, apaz seyirleri yaptık ve teknenin hız sınırlarını test ettik. Çok hızlı ve açıktan seyredip sonra tekrar kıyıya yanaşınca iskele başomuzluğumuzdaki adayı Çatal Adalardan biri olarak düşündük.

Yaptığımız inceleme sonucu geceleme için Araba Koyu’nu seçtik. Çatal’dan Araba’ya gitmek için bir seyir planı yaptık. Ancak birşeylerin yanlış olduğunu birsüre sonra farkettik. Haritadaki mevkimiz kontrol edince Araba Koyu’nun çoktan iskele bordamızda olduğu gördük. Meğer o hızlı ve açıktan yaptığımız seyirlerde Çatal Adaları çoktan geçmiştik, kıyıya sokulnuca gördüğümüz ada Kızıl Adaydı. Neyse ki geç olmadan farketmiştik. Hemen dönerek denizden seçilmesi neredeyse imkansız olan koyun ağzına pusla ile rota tuttuk.

Koya girdiğimizde hava kararmak üzereydi. Soluganların fazlaca olduğu koyda kumsalın olduğu tarafa yaklaşmamızın güç olduğunu anladık. Koyun başka bir yanına demirlemeye karar verdik. Demir atma, zincir serme konusunda tecrübemiz artmıştı, ama bu kez yer yer kayalık olan dip bizi tedirgin ediyordu. Bu arada dingiyi indirip karadan koltuk halatı da aldık. Birkaç denemeden sonra, Turgut Kaptan tam kıçtan gelen sert rüzgara karşı tornistan giderken, zeminin kumlu olan kısmına zinciri serdik, bu arada koltuk halatını da alarak, sancak koçboynuzuna volta ettik.

Ancak koltuk halatımız kısa olduğu için birbirine bağlanmış iki halattan oluşuyordu. Üstelik halatlar batmaz değildi. Demir zinciri için bizi korkutan olay koltuk halatında başımıza geldi, halat dibe takılmıştı. Kurtarnak için bir müddet çaba sarfettik, ama halat tam bağ yerinden bir kayaya sımsıkı tutunmuştu ve boşlanmadan kurtulmaya niyeti yoktu besbelli. Karadan gelen koltuk halatının bedenine sımsıkı bağladığımız bir başka halatı da iskeledeki koçboynuzuna voltaladık. Böylece, baştan zincirli olan tekne, kıçtan kıç koltuk halatıyla karaya ve bizim icadımız olan dip koltuk halatı ile de denizin dibine bağlıydı. Neredeyse her eksende güvence altındaydı tekne. Halatları tekneyi üzmeyecek şekilde rahatlattıktan sonra biz de rahatlamıştık.

Uzunca süren bu demirleme operasyonundan sonra yemek yapacak gücü bulamadık, hazır çorba, bisküvi ile açlığımızı bastırdık. Geç saate dek süren sohbete rağmen sabah 07:00’de kalkmaya karar verdik.

23.Nisan.2002 Salı kalkış 07:00                                                                              

Yine ilk kalkan Turgut Kaptan’dı. Dibe sıkıca tutunan “dip koltuk” halatımızı tamamen boşlayınca bağ takıldığı yerden hemen kurtuldu. Kıç koltuğu ve zinciri de almamız beş dakika sürdü, motora basıp yola koyulduk ve 07:10’da koyu terkettik. Birgün önce zor bulduğumuz Araba koyunu, orada yaşadıklarımızdan sonra, bir daha unutmamız mümkün değildi. Ama yine de Arap Adası’nı şimdi bile seçmek zordu.

Hava yine kalmıştı, hiç yelken basamadan motorla yol alıyorduk. Sakin denizi fırsat bilip havuzlukta harika bir kahvaltı sofrası kurup denizin ve teknenin tadını biraz daha çıkardık. Yakıcı güneşin altında esinti de olmayınca yatıp güneşlenmek en iyi çareydi.

Turgut Kaptan Kadırga Burnu’nu aşınca rüzgarı bulacağımızı söyledi, dediği gibi de oldu. Turumuzun son parkurunda Kadırga’dan Marmaris’e çoğunlukla pupadan gelen rüzgarla seyerttik. Bol bol kontrollü kavancalar attık, ayıbacağı denedik. Teknenin performansı nasıl arttırılır diye düşündük. Cenao’yı, bir kakaç yardımıyla balon yelken gibi kullandık. Bütün bunlar sayesinde yelkenin işleyişini ve performansının nelerden etkilendiğini inceledik.

O gün gözlemlediğimiz kadarıyla çoğu teknenin motorla geçtiği boğazı yelkenle geçip Marmaris Körfezine girdik. Ne kadar istemesek de keyifli seyrimiz sona eriyordu. Marinaya girip mazotumuzu doldurttuk, pontona yanşıp tekneyi Yüksel Yatçılığın yetkilisi Murat Kaptan’a teslim ettik. Eşyalarımız topladık, bize dört gün, üç gece evsahipliği yapan Yüksel XXIV’ü isteksizce terkettik.

Dönüş yolunda önce heyecanla dört günün değerlendirmesini yaptık, neler öğrendik, nerelerde hatalar yaptık, neleri doğru yaptık, hepsini konuştuk. Ama kısa süre sonra dört günün yorgunluğu baskın çıktı ve her kasabada durup yolca alan ve binen her yolcunun biletinde yazan numaralı koltuğu dolu bulduğu için sorun yaşadığı otobüsün şamatasına kulak aldırmadan hepimiz derin bir uykuya daldık.

24. Nisan 2002 sabahı saat  06:00’da Ankara’mızın soğuk, yağmurlu ve kirli havasına kavuşmuştuk nihayet.

 

 

AnaSayfa\\Seyirler\Bozukkale'02 Geriyukarıanasayfayardim
©2002 Arinna Yelken Ekibi