![]() ![]() |
|
Mürettebat
Rota
Tekne Seyir
Notları 19
Nisan 2002 Cuma Ankara’dan bindiğimiz şehirlerarası otobüs, Ege’mizin
tüm şirin kasabalarına teker teker uğradıktan sonra, nihayet saat
09:30’da bizi Marmaris Otogar’ına bıraktı. Otogardan taksi ile marinaya
giderek Yüksel Yatçılıktan kiralamış olduğumuz Yüksel XXIV isimli
Beneteau Oceanis 351 model tekneye yerleştik. İlk iş olarak Yüksel’in
ofisine giderek resmi evrağımızı almak oldu.
19
Nisan 2002 Cuma Ankara’dan bindiğimiz şehirlerarası otobüs, Ege’mizin
tüm şirin kasabalarına teker teker uğradıktan sonra, nihayet saat
09:30’da bizi Marmaris Otogar’ına bıraktı. Otogardan taksi ile marinaya
giderek Yüksel Yatçılıktan kiralamış olduğumuz Yüksel XXIV isimli
Beneteau Oceanis 351 model tekneye yerleştik. İlk iş olarak Yüksel’in
ofisine giderek resmi evrağımızı almak oldu.
Alışverişten
sonra teknede Yüksel Yatçılığın sorumlusu Murat Kaptan’dan tekne ile
ilgili brifingi aldık. Henüz kahvaltı bile edememiştik, acele ile
birşeyler atıştırdık. Nihayet
artık yola koyulma vakti gelmişti. Saat 14:00 gibi motor marşına bastık
ve sakin hareketlerle Netsel Marina’dan Marmaris Körfezi’ne doğru
süzüldük. Kısa süre sonra da yol kestik, yelkenlerimizi açtık ve motoru
susturduk. Hepimizin aylardır süren hasreti bitmiş, rüyalarımıza giren
hayal gerçek olmuştu, işte beyaz yelkenlerin altında güvertede
oturuyorduk.
Ancak
maalesef seyir esnasında bir tramola sırasında ana yelkenin ıskotasının
bumbaya yakın olan makarası bumbaya bağlı olduğu yerden kırıldı.
Çaresiz gerisin geri Marmaris’e döndük. Yüksel Yatçılık yetkilileri
sorunu çok ısa sürede giderdiler.
İlk
günün hedefi olan Bozukkaleye ikinci gün ulaşmaya karar verdik. Erken
kalkıp bol bol yelken yapacaktık. Demir alırken kastanyolaya pek aşina
olmadığımız için biraz zaman kaybettik. Erken çıkma hayalimize rağmen
koydan çıkarken tanyeri hafif hafif ağarıyordu.
Bozukkale’ye
yolumuz az kalınca daha akşama epeyce vakit olduğunu görerek, Serçe
Limanı’nda biraz mola vermeyi kararlaştırdık. Böylece sabah erken yola
çıkmanın karşılığı olarak gün içinde bir koyda dinlenme şansımızı
değerlendirmiş olduk. Serçe
Koyu’nun doğu yanında denizdeki tonozlardan birine bağlandık. Yakıcı
güneşin ve mavi suyun davetine daha fazla dayanamarak denize girdik,
ardından havuzlukta güzel bir yemek yedik. Teknenin güvertesini
temizledikten sonra Bozukkale’ye doğru tekrar yelken açtık.
Bu
büyük koyun hemen girişinde, antik Loryma savunma duvarlarının en yakın
bük’e demirlemeye karar verdik. Bizden başka birkaç teknenin bulunduğu
koya kıçtankara olmaya karar verdik. Ancak diğer tekneler daha ortaya
demirlediği için koyun doğusunda kayalığa en yakın yere tornistan
yanaşmamız gerekiyordu. Dümende herhangi bir sıkıntı yoktu ama zincir
kastanyolasındaki acemiliğimiz sürdüğü için ister istemez birkaç
manevra yaptık, kıyıdakilerin palamar alarak yardım etmesiyle
kıçtankara olduk.
Kale
gezisinden sonra hemen yanımızda duran kayıktaki balıkçıdan bize
elindeki balıklardan pişirmesini istedik. Bu arada biz de
salatalarımızı hazırladık. Tam
sofra kurulup balıklar da piştiği anda, Turgut Kaptan’ın neden tekneyi
terkedip bizimle kaleye gelmediği ortaya çıktı. Demir atarken kıçtan
gelen rüzgar drise edip baştan gelmeye başladı ve tekne demire binince
demir taradı ve tekne kıçtan iskeleye yaslanmaya başladı. Telaşla
güverteye çıktık, balıkçı ve yan teknelerdekilerin da yardımıyla hemen
tahta iskeleye sancak tarafımızdan aborda olduk. Yeteri kadar
usturmaça, palamar ve açmazlarla tekneyi bir güzel sabitleyince artık
rahattık. Yemeğimizi
keyifle yedik, içtik, sohbet ettik. Ertesi sabah kendimizi zorlamadan
daha geç kalkmaya karar verdik. 22.Nisan.2002 Pazartesi kalkış 08:00 Her
zamanki gibi ilk kalkan yine Turgut Kaptandı. İskelenin sonunda
karadaki Ali Baba Restaurant’ın masalarında (10 m2’lik bir tahta kulube
aslında) oturuyordu. Oradan koyun ve teknelerin manzarası hoşumuza
gitti, kahvaltıyı oradaki masalarda yaptık. Kahvaltıdan
sonra günlük planımızı Ekmek Burnu’nu (Ala Burun) aşarak Yeşilova
Körfezine girmek, Bozburun yakınlarına bir koyda gecelemek olarak
yaptık. Demir alırken akşamki zorlukları bir daha yaşamamayı
arzuluyorduk. Bozukkale’den
çıkınca yine aynı karayelle burun buruna kaldık, Ekmek Burnunu bir
dönsek daha dar apazdan gidebilir, rahatça rota tutarız diye umuyorduk.
Oralı balıkçıların ve denizcilerin geleneğine uyarak, Ekmek Burnu’nu
dönerken, zaten pek az kalmış olan ekmeğimizden birkaç dilim denize
attık. Nasılsa Bozburun’dan ekmek alacaktık. Az
daha gidince Hisar Burnu ile Simi adası arasındaki kanaldayken rüzgar
kaldı. Önümüzdeki Kızıl burnu aşınca boğazdan çıkacağımızı ve rüzgarı
bulacağımızı umarak bir müddet motor bastık. Ancak saat ilerlediği,
ufukta rüzgar görünmediği ve son günümüzde üç günde gittiğimiz yolu
geri dönmenin zor olacağı düşünceleriyle tekrar güneye yönelmeye karar
verdik.
Yaptığımız
inceleme sonucu geceleme için Araba Koyu’nu seçtik. Çatal’dan Araba’ya
gitmek için bir seyir planı yaptık. Ancak birşeylerin yanlış olduğunu
birsüre sonra farkettik. Haritadaki mevkimiz kontrol edince Araba
Koyu’nun çoktan iskele bordamızda olduğu gördük. Meğer o hızlı ve
açıktan yaptığımız seyirlerde Çatal Adaları çoktan geçmiştik, kıyıya
sokulnuca gördüğümüz ada Kızıl Adaydı. Neyse ki geç olmadan
farketmiştik. Hemen dönerek denizden seçilmesi neredeyse imkansız olan
koyun ağzına pusla ile rota tuttuk.
Ancak
koltuk halatımız kısa olduğu için birbirine bağlanmış iki halattan
oluşuyordu. Üstelik halatlar batmaz değildi. Demir zinciri için bizi
korkutan olay koltuk halatında başımıza geldi, halat dibe takılmıştı.
Kurtarnak için bir müddet çaba sarfettik, ama halat tam bağ yerinden
bir kayaya sımsıkı tutunmuştu ve boşlanmadan kurtulmaya niyeti yoktu
besbelli. Karadan gelen koltuk halatının bedenine sımsıkı bağladığımız
bir başka halatı da iskeledeki koçboynuzuna voltaladık. Böylece, baştan
zincirli olan tekne, kıçtan kıç koltuk halatıyla karaya ve bizim
icadımız olan dip koltuk halatı ile de denizin dibine bağlıydı.
Neredeyse her eksende güvence altındaydı tekne. Halatları tekneyi
üzmeyecek şekilde rahatlattıktan sonra biz de rahatlamıştık. Uzunca
süren bu demirleme operasyonundan sonra yemek yapacak gücü bulamadık,
hazır çorba, bisküvi ile açlığımızı bastırdık. Geç saate dek süren
sohbete rağmen sabah 07:00’de kalkmaya karar verdik. 23.Nisan.2002
Salı kalkış 07:00
Hava
yine kalmıştı, hiç yelken basamadan motorla yol alıyorduk. Sakin denizi
fırsat bilip havuzlukta harika bir kahvaltı sofrası kurup denizin ve
teknenin tadını biraz daha çıkardık. Yakıcı güneşin altında esinti de
olmayınca yatıp güneşlenmek en iyi çareydi. Turgut
Kaptan Kadırga Burnu’nu aşınca rüzgarı bulacağımızı söyledi, dediği
gibi de oldu. Turumuzun son parkurunda Kadırga’dan Marmaris’e
çoğunlukla pupadan gelen rüzgarla seyerttik. Bol bol kontrollü
kavancalar attık, ayıbacağı denedik. Teknenin performansı nasıl
arttırılır diye düşündük. Cenao’yı, bir kakaç yardımıyla balon yelken
gibi kullandık. Bütün bunlar sayesinde yelkenin işleyişini ve
performansının nelerden etkilendiğini inceledik.
Dönüş
yolunda önce heyecanla dört günün değerlendirmesini yaptık, neler
öğrendik, nerelerde hatalar yaptık, neleri doğru yaptık, hepsini
konuştuk. Ama kısa süre sonra dört günün yorgunluğu baskın çıktı ve her
kasabada durup yolca alan ve binen her yolcunun biletinde yazan
numaralı koltuğu dolu bulduğu için sorun yaşadığı otobüsün şamatasına
kulak aldırmadan hepimiz derin bir uykuya daldık. 24.
Nisan 2002 sabahı saat 06:00’da
Ankara’mızın soğuk, yağmurlu ve kirli havasına kavuşmuştuk nihayet.
|
|
| AnaSayfa\\Seyirler\Bozukkale'02 |
|
| ©2002 Arinna Yelken Ekibi |