Arinna Yelken Ekibi olarak denizcilik ve arkeoloji gibi iki ayrı dünyayı birleştirmek, tek potada eritmek gibi bir amaçla yola çıkmıştık. ODTÜ Arkeoloji Topluluğu bünyesinde gerçekleştirdiğimiz etkinlikler dostluğumuzu pekiştiren anılar yarattığı gibi, arkeolojik bilgi birikimimize de değerli katkılar sağlamıştı. Denizi olmayan kentin denizcileri olarak, bu iki ilgi alanımızı birleştirmek ilk başta zor hatta imkansız gözükmüştü. Bunun temel nedeni de denizcilik ve arkeoloji denildiğinde ilk akla gelen şeyin sualtı arkeolojisi olmasıydı.

Biz bunun doğruluğuna inanmıyoruz: denizcilik ve arkeolojinin kesişim kümesi sualtı arkeolojisiyle sınırlanmamalı diyoruz. Yelken bastığımız sularda, demir attığımız koylarda, denk geldiğimiz her yosun ve kayada, bizden binlerce yıl önce yaşamış denizcilerin izlerini görüyor, silik nefeslerini işitiyoruz. Onların takip ettiği rotaları izliyor, onların konakladıkları koylarda soluklanıyoruz. Yelkenlerimizi dolduran rüzgar, dümenimizden akan su aynı...

Bizim günümüz itibariyle sahip olduğumuz teknolojik imkanlar düşünüldüğünde, antik denizcilerin bunların çoğundan yoksun olarak seyir yapmış olmaları gerçeği inanılır gibi değil. Onların sahip oldukları cesaret bize bugün de güç veriyor.

Fırtınalı denizde boğuşurken, biliyoruz ki, bu cesur denizcilerin ruhları bize her zaman yol gösteriyor, eşlik ediyor.